Ceza Hukukunda Meşru Müdafaa, Zorunluluk Hali ve Haksız Tahrik
Meşru savunma ve zorunluluk hali
Ceza Hukukunda Meşru Müdafaa, Zorunluluk Hali ve Haksız Tahrik
Türk Ceza Hukuku doktrininde "Kusurluluğu Etkileyen Haller" ve "Hukuka Uygunluk Nedenleri" başlıkları altında incelenen bu düzenlemeler, adaletin mekanik bir cezalandırma aracından ziyade, somut olayın özelliklerini tartan bir terazi olduğunu gösterir.
Ceza hukukunun temel amacı kamu düzenini korumak olsa da, kanun koyucu belirli istisnai durumlarda işlenen fiillerin cezalandırılmamasını veya cezada indirime gidilmesini öngörmüştür. Türk Ceza Kanunu’nun 25. ve 29. maddeleri, failin içinde bulunduğu sübjektif ve objektif koşulları değerlendirir.
I. Meşru Savunma(TCK m. 25/1): Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
Meşru savunma, bir hukuka uygunluk nedenidir. Yani, meşru savunma şartları altında işlenen bir fiil, en baştan itibaren "hukuka aykırı" sayılmaz. Kanun, devletin koruma gücünün o anda orada bulunmadığı durumlarda, bireye kendi hakkını koruma yetkisini devretmektedir. Ancak sonsuz bir yetki de tanımamıştır. Meşru savunmanın kabulü için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların bir arada bulunması gerekir:
· Mevcut, gerçekleşmesi muhakkak veya tekrarı kesin olan haksız bir saldırı bulunmalıdır. Saldırı sadece cana gelmek zorunda değildir. Bir hakka yönelmiş olması yeterlidir.
· Savunma, saldırıyı gerçekleştiren kişiye karşı yapılmalı ve o anki koşullarda zorunlu olmalıdır.
· Saldırı kişinin kendisine veya bir başkasının hakkına yönelmiş olmalıdır.
· Saldırı ile savunma orantılı olmalıdır.
Buradaki en hassas denge orantılılık ilkesidir. Eğer saldırgan elindeki basit bir sopa ile yaklaşırken, savunmacı ateşli silahla karşılık veriyorsa, meşru savunma sınırının aşılması gündeme gelebilir. Ancak orantı, sadece araçların aynılığı değil, saldırının yarattığı tehlikenin büyüklüğü ile savunmanın niteliği arasındaki dengedir.
Bir diğer husus da saldırının yapılmış veya devam ediyor veya tekrar saldırılacak bir durumun içinde bulunulmasıdır. Artık son verilmiş olan saldırıya karşı meşru savunma olmaz. Ayrıca meşru savunmanın saldırganın kendisine karşı yapılması gerektiği hususunun da unutulmaması gerekmektedir. Örneğin size karşı saldıran kişinin çocuğuna karşı saldırıda bulunmak fiili meşru savunma sınırlarından çıkarabilecektir.
II. Zorunluluk Hali(TCK m. 25/2): Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
Zorunluluk hali (Iztırar), failin bir haksız saldırı ile değil, bir tehlike ile karşı karşıya kaldığı durumdur. Bu tehlike doğadan gelebileceği gibi (sel, yangın, deprem), bir hayvan saldırısından da kaynaklanabilir.
Temel İlkesi "Başka Suretle Korunma Olanağının Bulunmaması"
Zorunluluk halinden yararlanabilmek için;
· Kendisine veya başkasına ait bir hakkın ihlal edilmiş olması,
· Failin tehlikeye bilerek sebebiyet vermemiş olması,
· Tehlikenin ağır ve muhakkak bir tehlike olması,
· Tehlikenin ağırlığı ile kullanılan vasıta arasında orantı bulunması,
· Tehlikeden kurtulmak için üçüncü bir kişinin hakkına zarar vermekten başka çaresi kalmamış olmalıdır.
Örneğin dağda çığ tehlikesi yaşayan bir dağcının korunmak için başkasının evine, evin kapısını kırarak girmesi ve orada bulunan odunları ısınma amacıyla yakması zorunluluk halidir. Burada ev sahibine karşı konut dokunulmazlığı suçunu işlemiş sayılmaz, bir saldırı yoktur yalnızca bilerek neden olmadığı ağır ve muhakkak bir tehlike vardır.
III. Haksız Tahrik (TCK m.29): Haksız bir fiilin meydana getirdiği hiddet veya şiddetli elemin etkisi altında suç işleyen kimseye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onsekiz yıldan yirmidört yıla ve müebbet hapis cezası yerine oniki yıldan onsekiz yıla kadar hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.
Meşru savunma ve zorunluluk halinden farklı olarak haksız tahrik, fiili hukuka uygun hale getirmez; ancak failin kusurunu azaltır. Kusurluluğu etkileyen haller başlığı altında ele alınmıştır. Fiili hukuka uygun hale getirmez yalnızca failin haksız fiilinin hangi şartlar altında oluştuğunu göz önünde bulundurur. Kanun burada, "Sıradan bir insan bu ağır haksızlık karşısında soğukkanlılığını koruyamazdı" mantığıyla hareket eder. Maddenin gerekçesinde haksız tahrikin oluşmasının temel koşulu, yapılan haksız hareketin fail üzerinde bir hiddet veya şiddetli elem meydana getirmesi ve suçun işlendiği anda failin bu durumda bu etki altında bulunması olduğundan, madde söz konusu psikolojik hâlleri belirtecek biçimde kaleme alınmıştır.
Ancak bu indirimin yapılabilmesi için haksız fiilin bir hiddet veya şiddetli elem etkisi doğurabilecek ağırlıkta olması gerekir. Bu nedenle böyle bir etkiyi ortaya çıkarabilecek ağırlıkta olmayan haksız fiiller bakımından hükmün uygulanması söz konusu olmayacaktır.
Haksız Tahrikin Uygulanabilmesinin Şartları:
Haksız Bir Fiil Mevcut Olmalı: Faili öfkelendiren ve fiiline sebep olan ilk hareketin hukuka aykırı olması gerekir.
Hiddet veya Şiddetli Elem Etkisi Yaratmalı: Failin bu haksız fiil nedeniyle ağır bir psikolojik baskı ve öfke patlaması yaşaması şarttır.
İlliyet Bağı Bulunmalıdır: İşlenen suç, doğrudan bu hiddetin etkisiyle gerçekleştirilmiş olmalıdır.
Haksız tahrik altında işlenen suçlarda ceza, kanunda belirtilen oranlarda indirilir. Bu, devletin suçluyu tamamen haklı bulması değil, insanın duygusal yapısına gösterdiği hukuki bir esnekliktir. Kanunlar, toplumun ihtiyaçları göz önünde bulundurularak hazırlanmış olan metinlerdir. Kanunun temelinde insan yatar. Bu yüzden de insan psikolojisini göz ardı etmek, mekanik bir kanun mantığıyla ilerlemek doğru değildir. Bunun da en iyi örneği TCK’nin 29.maddesinde bahsedilen haksız tahrik kurumudur.
SONUÇ: Soruşturma ve kovuşturma süreçlerindeki hukuki durumunuzu değerlendirmek, etkili bir savunma stratejisi oluşturmak ve profesyonel danışmanlık almak için ofisimizle iletişime geçebilirsiniz.
KONUYA İLİŞKİN YARGITAY KARARLARI
Yargıtay 15. Ceza Dairesi 16.02.2017 T. 2014/11879 E. 2017/6250 K.
Dava ve Karar: Dolandırıcılık suçundan sanıkların beraatlerine ilişkin hükümler, katılan vekili tarafından temyiz edilmekle dosya incelenerek gereği düşünüldü:
Sosyal güvencesi bulunmayan ve hamile olan sanık ...'ın, kayınbabasının yeğeni olan diğer sanık ...'e ait yeşil kartı alarak..... Eğitim ve araştırma Hastanesi'ne gittiği, hastaneye sanık ...'e ait yeşil kartı kullanılarak yatışının yapıldığı, sanık ...'in normal doğum ile bir çocuk dünyaya getirdiği, sanıkların bu şekilde üzerlerine atılı suçları işledikleri iddiasıyla yapılan yargılama sonucunda;
Sanık ...'in, sanık ...'ya ait yeşil karttaki fotoğraf ve kimlik bilgileri üzerinde herhangi bir tahrifat yapmadan hastaneye müracaat ederek belgeyi görevlilere ibraz ettiği, muayene için gelen kişilerin ibraz ettiği belgedeki kişi olup olmadığını denetleme görevi bulunan hastane görevlilerinin muayene edilen hastanın kimlik sahibi olmadığını basit bir inceleme sonunda anlayabilecek durumda oldukları, sanıkların bu durumun denetlenmesi imkanını ortadan kaldırıcı bir davranışlarının bulunmadığı ayrıca hamile olan sanık ...'in, doğmak üzere olan bebeğini muhakkak bir tehlikeden kurtarma zorunluluğunun bulunduğu, hayati önemi haiz nitelikte bir tehlikeden korunmak, bu nedenle doğumunu gerçekleştirmek amacıyla başkasına ait yeşil kartın kullanılması şeklinde gerçekleştirildiği sabit görülen eylemlerin, 5237 sayılı TCK'nın 25/2. maddesinde tanımlanan zorunluluk hali kapsamında kaldığı anlaşılmakla; sanıklar hakkında dolandırıcılık suçunun yasal unsurları itibariyle oluşmadığı gerekçesiyle verilen beraat hükümlerinde bir isabetsizlik görülmemiştir.
Sonuç: Yapılan yargılama sonunda, yüklenen suçun unsurlarının oluşmadığı gerekçe gösterilerek mahkemece kabul ve takdir kılınmış olduğundan, katılan vekilinin atılı suçun unsurlarının oluştuğuna ilişkin temyiz itirazlarının reddiyle, beraate ilişkin hükümlerin ONANMASINA, 16.02.2017 tarihinde oybirliği ile karar verildi.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 14.04.2025 T. 2025/305 E. 2025/2883 K.
Dosya kapsamına ve izlenen görüntü kayıtlarına göre; sanığın bir bankada güvenlik görevlisi olduğu, olay günü temyiz dışı ...'nın 6136 sayılı Kanun'a tabi tabancasını da alarak soygun yapmak için bankaya girer girmez katılan ...'yi rehin alarak tabancasını sanık ...'a doğrulttuğu, tarafların kısa bir süre karşılıklı olarak birbirlerine silahı bırakması için uyarılarda bulundukları, sanık ...'ın bu sırada bir el havaya ateş ettiği, daha sonra da tarafların karşılıklı olarak birbirlerine ateş ettikleri, açılan ateş neticesinde sanık ...'ın duyu ve organlarından birinin yitimine neden olacak şekilde, katılan ...'nin de göğüs kısmından basit tıbbi müdahale ile giderilemeyecek şekilde yaralandıkları olayda;
Bankaya soygun yapmak amacıyla gelen ...'un girer girmez katılanı rehin alarak kendisine siper ettiği, sanığın silahını hemen ateşlemeyerek ...'u silahını atması konusunda uyardığı, karşılıklı uyarılardan sonra ilk önce sanığın uyarı amacıyla havaya ateş ettiği, daha sonra ise önce kimin ateş ettiği belirlenememekle birlikte sanık ve temyiz dışı ...'un karşılıklı olarak birbirlerine ateş ettikleri, dosya içerisindeki delil durumu ve incelenen kamera görüntülerine göre sanığın 5237 sayılı Kanun'un 25/1.maddesi kapsamında katılanı ve çevrede bulunanları koruma amacıyla meşru savunma sınırları içerisinde elinde tabanca ile katılanı rehin alan ...'a doğru ateş ettiği, sanığın eylemini 5237 sayılı Kanun'un 25/1.maddesi kapsamı içerisinde gerçekleştirdiği anlaşıldığından hakkında 5271 sayılı Kanun'un 223/2.d maddesi gereği beraat kararı verilmesi gerektiği gözetilmeden, hatalı değerlendirme sonucu yazılı şekilde kasten yaralama suçundan mahkumiyetine karar verilmesi hukuka aykırı bulunmuştur.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle sanık müdafii ve Cumhuriyet savcısının temyiz istemleri yerinde görüldüğünden İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesinin, 23.03.2023 tarihli ve 2022/3042 Esas, 2023/1031 Karar sayılı kararının 5271 sayılı Kanun’un 302/2. maddesi gereği, Tebliğname’ye aykırı olarak, oy çokluğuyla BOZULMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/2-b maddesi uyarınca İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 10. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 14.04.2025 tarihinde karar verildi.
Yargıtay 1. Ceza Dairesi 23.06.2025 T. 2025/2683 E. 2025/4972 K.
III. GEREKÇE
Yargılama sürecindeki işlemlerin usûl ve kanuna uygun olarak yapıldığı, aşamalarda ileri sürülen iddia ve savunmaların toplanan ve dosya kapsamına göre yeterli olduğu anlaşılan delillerle birlikte gerekçeli kararda gösterilip tartışıldığı, hükme esas alınan ve reddedilen delillerin açıkça gösterildiği, vicdani kanının dosya içindeki belge ve bilgilerle uyumlu olarak kesin verilere dayandırıldığı, eylemin sanık tarafından gerçekleştirildiğinin saptandığı, hükme esas alınan adlî raporların yeterli olduğu, eyleme uyan suç vasfının doğru biçimde belirlendiği, bozmaya uyulmakla suçun işleniş biçimi, suçun önem ve değeri, suçun işlenmesinde kullanılan araçlar, meydana gelen zararın ağırlığı dikkate alındığında temel cezanın alt sınırdan uzaklaşılarak belirlenmesinde isabetsizlik bulunmadığı, sanığın katılanın elindeki bıçağı alıp etkisiz hale getirdikten sonra onu göğüs bölgesinden birden fazla darbe ile yaralaması nedeniyle meşru savunma ve meşru savunmada sınırın aşılması koşullarının oluşmadığı, bozma nedeni de dikkate alınarak katılandan sanığa yönelen ve haksız tahrik teşkil eden davranışların ulaştığı boyut dikkate alındığında haksız tahrik nedeniyle belirlenen indirim oranında bir isabetsizlik görülmediği, yargılama sonucunda oluşan kanaat ve takdire göre ceza yaptırımının yasal bağlamda ve gerekçesi gösterilerek belirlendiği, sanık hakkında hükmolunan ceza miktarı gözetildiğinde lehine erteleme ve seçenek tedbirlere çevirme hükümlerinin uygulanmasında kanunî imkansızlık bulunduğu anlaşıldığından, sanık müdafiinin temyiz sebeplerinin incelenmesinde hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır.
IV. KARAR
Gerekçe bölümünde açıklanan nedenlerle Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesinin, 30.10.2024 tarihli ve 2024/3188 Esas, 2024/3567 Karar sayılı kararında sanık müdafiince öne sürülen temyiz sebepleri ve 5271 sayılı Kanun’un 289/1. maddesi ile sınırlı olarak yapılan temyiz incelemesi sonucunda hukuka aykırılık görülmediğinden aynı Kanun’un 302/1. maddesi gereği, Tebliğname’ye uygun olarak, oy birliğiyle TEMYİZ İSTEMİNİN ESASTAN REDDİ İLE HÜKMÜN ONANMASINA,
Dava dosyasının, 5271 sayılı Kanun’un 304/1. maddesi uyarınca Manavgat 5. Asliye Ceza Mahkemesine, Yargıtay ilâmının bir örneğinin ise Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına TEVDİİNE, 23.06.2025 tarihinde karar verildi.




